28 Şubat 2012 Salı

Mutlu Olmanın Yolları..

Mutlu Olmanın Yolları

1- Kendinize,insanlara ve bütün herşeye Gerçekçi  ve  Doğru  bakmanın yollarını  öğrenin.

2- Herkesin bir kusuru olabileceğini baştan kabullenin.

3- Hiç kimsenin dört dörtlük olmayacağını iyi bilin.

4- Rahat ve huzurlu olabilmenin yollarını öğrenin.

5- Geniş düşünmenin yollarını öğrenin. .

6- İnsanlara ,hayvanlara ve canlılara karşı biraz daha merhametli olmaya çalışın.

7- Öldüğünüzde tanıdıklarınız tarafından nasıl anılmak istediğinizi kendinize devamlı sorun.

8- Değer verilecek insanlara değer verin.

9- İnsanlara ,hayvanlara ve canlılara bir tane olsun bir iyilik yapın.

10- Yaptıklarınız için hemen mükafat beklemeyin. Meçhul asker olmaya bakın.

11- Şimdiki zamanı en iyi,en güzel, en verimli şekilde şekil de kullanmaya çalışın.

12- Sabırlı olmanın yollarını öğrenin.

13- Büyük şeyleri öğrenip onları kafanıza takmalısınız.

14- Kendinize de zaman ayırın tabi sevdiklerinize de zaman ayırın.

15- İnsanları kendi gerçekleriyle tanımaya çalışın .

16- Hayatın bir imtihan olduğu gerçeğini hiçbir zaman unutmayın.

17- Olayların nedenlerini araştırın.

18- Milyonlarca doğru olabileceğini de kabul edin.

19- Gerçeğe vardıran yolların da milyonlarca olduğunu görün.

20- Gördüğünüz duyduğunuz her şeyde Allahımızın ( c. c.) kudretini ve rahmetini görebilmek için bu konuların uzmanlarından bilgi ve yardım alın.

21- Her şeyin iyi yanını görmeye bakın.

22- Hayatta sizi üzen şeyleri bırakın size mutluluk veren ne varsa onları alın.

23- Şunu unutmayın Neyi arıyorsanız sizin de değeriniz o kadardır.

24- İki şeyi beyninizin içine iyice kazıyarak yazın:Sabır ve Şükür.

25- Herkesten ve her şeyden bir şeyler öğrenmeye çalışın.

26- Zekanıza derinlik kazandırmanın yollarını öğrenin.

27- Her şeyi olduğu gibi kabul etmenin yolarını öğrenin.

28- Bilinçaltınızın gücünü bilin,öğrenin.

29- Her zaman gerçekçi olmaya çalışın

30- Zamanınızı en iyi şekilde kullanmaya çalışın. 

20 Şubat 2012 Pazartesi

MÜSAİT OLUNCA SEVERMİSİN BENİ ! (Anne ve babalara, hatta adaylara ithafen, hatta ve hatta...)‏

Müsait  Olunca  Beni Severmisin?


İçeri girer girmez neşeyle bağırdı:


- Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?
- Görmüyor musun ? Telefonla konuşuyorum.


Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.
Herşey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda... Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.
Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.

Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:

- Sana yardım edeyim mi ? dedi en sevimli halini takınarak. Annesi manalı manalı baktı:
- Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğrasmayayım. Çok yorgunum zaten.

Yorgunluk nasıl birşeydi ? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır :
- Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gülkokulu kolları sarsın seni diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

- Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.

- Uykuya dalayım da gül kokuları kusur kalsın.Yorgunluktan ölüyorum.

Bu kelimeden nefret ediyordu.'Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken'....

- Anneciğim sen yorulma, diye...

- Yemekte konuşuruz çocuğum.Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım. Hadi sen oyna biraz.

Hani siz yoruluyorsunuz ya...Eeee....Bende oynamaktan yoruluyorum.Ne yapayım bilmem?

Yapılmaması gerekenleri biliyordu da büyükler, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı. Işıklar söndü birden.
Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

- Mum da yok ! diye diye karıştırdı dolapları elyordamıyla.
Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesi nin köyünü düşündü.Gaz lambasının ışığında deli tavşan masalını anlatışını.

Deli tavsanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne. Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

''Bak deli tavşan'' diyerek parmaklarını oynattı.Yoldan geçen
arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı.Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü.Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.Sonra ışıklar geldi.
Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti.Birden kanepeye koştu.
Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.
Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek.Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.
Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.
Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşcasına aralanan gözleriyle mırıldandı;


- İşin bitince beni sever misin anne? dedi.


Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

******

Lütfen sevgimizi yarınlara ertelemeyelim. Hayat telaşına kaptırıp kendimizi,sevdiklerimizi ihmal etmeyelim.Unutmayalım ki yaşamın en guzel yanı sevgidir.

Unutmayalım ki yarın kimseye vaat edilmemiştir.  

Sevgiyle kalın.... 

7 Şubat 2012 Salı

Kızılderili…

Kızılderili…

Bir gün New-York'ta bir grup iş arkadaşı, yemek molasında dışarıya çıkar. Gruptan biri, Kızılderili'dir. Yolda insan kalabalığı, siren sesleri, iş makinelerinin çıkardığı gürültü ve korna sesleri arasında ilerlerken, Kızılderili kulağına cırcır böceği sesinin geldiğini söyleyerek böceği aramaya başlar. Arkadaşları, bu kadar gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını, kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam eder. Aralarından bir tanesi inanmasa da, onunla birlikte aramaya devam eder. Kızılderili, yolun karşı tarafına doğru yürür, arkadaşı da onu takip eder. Binaların arasındaki bir tutam yeşilliğin arasında gerçekten bir cırcır böceği bulurlar
Arkadaşı, Kızılderili'ye: Senin insanüstü güçlerin var. Bu sesi nasıl duydun? diye sorar.
Kızılderili ise; bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek, arkadaşına kendisini takip etmesini söyler. Kaldırıma geçerler ve Kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlar. Birçok insan, bozuk para sesini duyunca sesin geldiği tarafa bakarak, onun ceplerinden düşüp düşmedigini kontrol eder. 
Kızılderili, arkadaşına dönerek: Önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğindir. Her şeyi ona göre duyar, görür ve hissedersin.der

Fare…

Fare…

Bir Hint masalına göre kedi korkusu ile endişe içinde yaşayan bir fare vardır. Büyücü bu fareye acır ve onu bir kediye dönüştürür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu kez de köpekten korkmaya baslar. Büyücü bu kez onu bir kaplana dönüştürür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya baslar. Büyücü bakar ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok. Onu eski haline dönüştürür ve der ki; "Sen cesaretsiz ve korkak birisin. Sende sadece bir farenin yüreği var. O yüzden ben sana yardım edemem."                                                
Ünlü yazar Shakespeare, bu konuda şöyle diyor:                                   
"İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor. Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için."    

29 Aralık 2011 Perşembe

2012 dileklerim..



2012'nin hepimiz için,
İçimizdeki ışığı ve sevgiyi GÜCE dönüştürdüğümüz,
Bu gücümüzü kullanarak insan hayatına DEĞER kattığımız,
Bizi derin anlamda tatmin eden sevdiğimiz İŞİMİZİ yaptığımız,
Karşılığını sevgiyle ve bolca, MADDİ ve manevi olarak aldığımız,
Sevdiğimiz ve sevildiğimiz insanlarla birlikte çalıştığımız,
Eşruhumuzla koşulsuz sevgiyi yaşadığımız,
Aşk, sevgi, para, zaman, bilgi, sağlık... bolluk ve bereketin hayatımıza akışına izin verdiğimiz,

Muhteşem bir yıl olmasını diliyorum..

28 Aralık 2011 Çarşamba

Doğru insan olmak…



Doğru insan olmak…

Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark eden yazar yorum yapmaktan kendini alamaz; “Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!”. Adam bunun üzerine; “Yanlış kadınla evlendim de ondan!” diye karşılık verir… 

Ziglar bu anıyı aktardıktan sonra şöyle sorar; Peki ya bu adam doğru adam mı? Yani kadın doğru adamla mı evlenmiş? Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olmaz mısınız? Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir çünkü. Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır!

Yazar kitabında şu öyküyü anlatır;

Yıllar önce Hawai'de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır. Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir. Ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle “kabul görmeyen” tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir. 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır. Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!...

O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır. Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Johny ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny'i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır.Zira yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir. İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği, cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johny'nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler…

Yazar işin püf noktasını şöyle özetler; Johny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi…

Bu hep böyle olmaktadır; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir. Aslında doğru adam, doğru kadını inşa eder, doğru kadın da doğru adamı. Kalp kırmadan, yıkıp-döküp-ezip geçmeden, doğru insanı bulmanız ve doğru insan olmanız dileğiyle...